Özgesellik
Our first solar pinhole solar photograph by beercan camera :) 
Eskişehir, Turkey
Photographed by Özge Arıöz
Last Vegas
  • Billy:How you feeling, Arch?
  • Archie:I'm just sitting here watching this Housewives thing. Horrible people, horrible!
  • Sam:Hey, Arch!
  • Archie:Hey, Sam!
  • Billy:Listen, guys, I've got something important here, all right.
  • Sam:Heart or cancer?
  • Archie:Prostate, what?
  • Billy:Why every time the phone rings you think someone's dying?
  • Sam:I live in Florida now. Usually when the phone rings someone is dying.
  • Billy:I'm getting married.
  • Sam:So we're going to have a bachelor party in Vegas.
  • Billy:Are you serious?
  • Archie:I can't smoke, drink, eat salt or stay out past nine but…
  • Billy:All right! I love it!
  • --
  • Billy:Welcome to Las Vegas!
  • Paddy:Relax, it's not like you invented it.
  • Billy:How many times do I got to say I'm sorry?
  • Paddy:You can't say it enough!
  • Archie:Hey, hey, hey, knock it off! I'm going to go find some damn water and take all my damn pills then we going to get this damn party started.
  • --
  • Sam:There is a girl in my lap!
  • Waitress girl:Do you mind?
  • Sam:No no no. It's a tytanium, I can't feel a thing.
  • --
  • Archie:Boy these vodka Red Bulls are strange. I feel like I'm getting drunk and electrocuted at the same time! The music, it's loud! It's like everything sounds alike, like they're playing the same song over and over and over again. I probably should get up and dance but I'm used to having a partner. It doesn't seem to matter to that fella. Maybe I'll give it a shot. Maybe not. I hope they play something different. Maybe now.
Reading is my escape plan…
I wanna travel so much…
Rize’de bir eski köprü… 
Photographed by Özge Arıöz
Rize, Turkey
Yasmin Levy - Firuze

Such a strong voice…

four corner flowers ;)
Canongram ;)
Şimdi Trabzon’da çay keyfi yapmak vardı denize karşı… 
Trabzon, Turkey
Photographed by Özge Arıöz
pmkellydotcom:

The Darkroom

Such a briliant idea ;)
perfect couple
Lake House…
Sürmene bıçak ustası, Mehmet Kumbasar… #byözgearıöz #canon #450d #editsiz #karadeniz #surmene #gezifotograflari #siyahbeyaz #portre #blackandwhite #portrait #travelphotos
"(…)Bırakıp gitsen, çok seven bir kadını terk etmek gibi bir çentik bırakır sende. Geri dönsen, “Ben seni hiç çağırmadım ki,” diyen bir erkek, zalim.
Ne zaman inansan aldatan, ne zaman silahlarını kuşansan seni zırhınla, savaşsız kalmış bir asker gibi güneşin altında yalnız bırakan bir hali vardı.
İtip kakardı insanı. Ancak yediği dayakları affede affede büyümeyi öğrenmiş bir çocuksan seversin onu. Çünkü nefret etmeyi de bilmelisin eğer onu seveceksen. Bunu bilmeyenler gelir geçer. Anlatamadıklarını hep bildikleri, yine de durmadan anlattıkları bir hikayeyi alıp ondan, giderler. Niye ona gelip duruyorlar biliyor musun? Çünkü her seferinde gençliklerini geri veriyor onlara. Onda öyle bir şey var. Kim tanısa öyle der. Demeyebilir belki, ama döne döne ona gelmelerinin sebebi bu. Anlattıkları yüzünden. Her gün yeniden anlatabildiği yeni hikayeler yüzünden. Sonrasını merak ediyorsun ya, o seni çocuk yapıyor bir bakıma. Soysuz sopsuz, hesap vereceği evi olmayan bir çocuk. Hep yarın var, dün yok onda. O yüzden sen de dünün olmadığı bir yaşında donup kalıyorsun onunla olunca.
Durmadan konuşur. Çok konuşur. Üstelik elini kolunu çok oynatır konuşurken. Kaşlarını çatar, aldırma. Sanırsın ki hep kavga ediyor. Sen de kızarsan işte o çok fena. Başa çıkamazsın, gazabının sonu yoktur. Gülümseyeceksin. Ne zaman ki sinirlendi, gülümseyeceksin ve diyeceksin ki uygun bir dille: “Yapma haji, haram!”
Dökülür kızgınlığı. Nasılsa en iyi o bilmiyor mu bu gece kimsenin eve gidemeyebileceğini. Sırtını okşayacaksın, çünkü ancak sevildiğini bilince yumuşar. Öyle tuhaf bir huyu var. Sana bile saldırsa, bilirse yine de onun için orada olduğunu, ağlar bile suçluluktan. Oğlan çocuğu gibi işte, tıpkı kendi hırçınlığına hayret eden ama zulmüne hükmedemeyen oğlan çocukları gibi.
Sesleri çok iyi taklit eder ve her sesi ayırt eder. Böyle bir özelliği var. Çünkü dinleyerek yaşıyor aslında. Seslere göre karar veriyor. Kuşların seslerini biliyor, bütün silah seslerini ve insan seslerini. Arap alfabesinin ince ses ayrımlarıyla terbiye edilmiş bir kulağı var onun. Bir de bu sesleri iyi ezberlemezse hayatta kalamayacağını biliyor. Yanı orman gibi yaşıyor biraz. Seslere göre karar veriyor tehlikenin ne kadar yakında olduğuna, kimin başına bir şey geleceğini sesleri dinleyerek anlıyor.
Bak, keyfetmeyi pek iyi bilir. Arak’ını koy önüne, biraz kibbe ve biraz nane. Sonuna kadar gider. senin sonuna kadar… Onunla bir geçe geçir, gör kendini. Nasıl dener seni! İşlemeyeceğin bütün günahları şu içer gibi işlersin, nefes alır gibi, bilmeden. Sabahından korkma, zaten onu yanında bulamazsın. Bu yüzden yeniden denemek istersin. O gece bir daha olsun, “Belki bu sefer yanımda tutarım” dersin, hınçla ve aşkla. Yok, olmaz. Sahtekarların kralıdır, tavlayamazsın.
Anlattırır. Demeyeceğin ne varsa dedirtir sana. Ağzından karnın dökülür, karnının dibinde ne tuttuysan. Bu yüzden yenilirsin her seferinde zaten. O hikayeler anlatır, ama sana hep kendini anlattırır. Onda laf bitmez ama sen bitersin. Git, başkalarına git, dene. Yok, olmaz. döner gelirsin. Dibini gördün ya, kendinin esiri olursun. O yine sana anlatsın istersin, kendi dibini unutmak için artık, dinlersin. Artık ancak onun hikayeleri unutturur sana kendinde gördüğünü.
Onun için hep daha güzel olmak istersin, hep seni beğenmeyeceğinden korkarak. Bu, diri tutar seni.
Çok “yani” der. Yerli yersiz. Neden dersen, anlaşılamayacağını sanır, ondan. Yanileri kendi cümlesini kazıp söylediklerinin içinden tamı tamına meselenin kalbini çıkartmak içindir. Hikayesi çok karışık olduğu için ve sen bütün bunlar yaşanırken orada olmadığın için, hep anlamadığını düşünür. Dene anlatmayı yeniden o hikayeleri, simleri dökülür, beceremezsin.
Bir de durmadan “unuttum” der, “bilmiyorum”. Her şeyi hatırlıyor aslında alçak! Unuttuğu tek bir şey yok. Sadece kimsenin o kadar zamanı yok, bunu biliyor. Bu yüzden demez diyeceğini. Her şeyi hatırlıyor da, niye anlatsın? Neye yarayacak? “Hem hikaye bitmedi ki!” Böyle der.
Kokusu pek bahis konusu olur. Sadece insan gibi kokar oysa. İnsandan başka hiçbir şey kokmaz. Çünkü hepimize benzer. Ama hep bizden daha güzeldir. Bizden başka kimsesi yok ama hiçbirimizi sallamaz. Öyle on dokuz yaşında bir oğlan çocuğu gibidir, omuz atar geçer. Ama sorsan hepimizden ihtiyar.
Onda güzel olan ne diye sorsan, kimse söyleyemez. Ben söyleyeyim. Senden habersiz bir şey yaptığını sanırsın hep. Müptelası olduğu budur herkesin. O seni bulana kadar onu bulamayacağın için, oturup ne yapıyor olduğunu düşünürsün. Merak edersin, öfkelenirsin, ve o seni bulduğunda şaşarsın kendine, nasıl hiç kızmamış gibi onu yeniden sevdiğine. Onun yanında zayıfsın iste, bu halini seviyorsun. Ağzına tükürüşünü seviyorsun, seni böyle aşağılayışını, kendine benzetmesini.
Birgün öyledir, birgün böyle. Kafasının taşı atmışa, derhal kendine bir sığınak bulacaksın, yerin altına kaç. Keyfi yerindeyse çık beraber kornişe, denize karşı nargilesini sanki biraz önce ortalığı kurşunlayan kendi değilmiş gibi tüttürür. Ve pek haşhaşlıdır. Başka türlü katlanamıyor kendi kendine muhakkak. Uyuyamıyor başka türlü.
(…)O zamana kadar senin işin, toplamak kendini. Böyle işte. Çözül ve sar kendini, yeniden çözül ve yeniden sar sonra. İnsanı öyle fena yapar. Hiç bitmesin istersin.
Niye? Çünkü insanda öyle bir yer var. İnsan kaybolmak ister çünkü. Bakma sen söylediklerine, insan kendini feda etmek ister. Bir acıda, bir sevinçte, bir kavgada, bir hikayede erimek ister. Başka türlü katlanamaz aslında kendine. O yeri, bir tek o biliyor, o alçak ömür hırsızı!
Aslında paramparça. Cam kırığı dolu içi. Bazen kaleydeskop gibi görünmesi ondan. Bak bak, doyama. Ama o renkli resimleri yaratan, birbirine çarpa çarpa, canları yana yana bölünen cam kırıkları. Her kırılmada o da kanar. Kanayan bir kaleydeskop aslına bakarsan. Çünkü ne zaman cam parçaları çarpsa birbirine, canı sıyrılır onun da.
Fakat niye bilinmez, her seferinde sanki hiçbir şey olmamış gibi camdan dünyalar kurar kendine. Sanki hiç kırılmayacak gibi yeniden. Başka türlü unutamıyor herhalde. Ve unutmak zorunda hatırlayabilmek için kendinin ne olduğunu. Sorularınla yorma onu, aklında tuttuklarını unutmaya çalışıyor.
Çok sigara içiyor. bırakamadı bir türlü. Ölümle ilgili hiçbir şeyi ciddiye almadığı için diyorlar, ama değil. Aslında sadece ellerini nereye koyacağını bilmiyor. Ellerini bıraksa, dinlense biraz, dursa yanı, düşer. O yüzden hareket ediyor. Durmadan. Dizlerini sallıyor otururken, yürüse karmakarışık saçlarıyla oynuyor, parmaklarına doluyor durmadan, karıştırıyor. Çünkü çözülse, kopar.
Çok tanıyanı var, ama kimsesi yok, bakma. Fena halde öksüz o. Belki çok iyi biri olabilirdi başka bir yerde olsaydı, başka bir zamanda. Öyle bir hayali vardı sanki herkesin. Ama böyle oldu.
Sanki herkes biraz o ihtimali seviyor. Birgün durulacağı ihtimalini, bunun onu öldüreceğini bile bile… Herkes onda kendi yaşadığını seviyor. Sor, herkes söyleyecektir. Hayatlarının en önemli dönemecini onunla aldıklarını anlatırlar. Çünkü herkesten ve her şeyden koparır seni. Kendinle bırakır. Ne istediğini bir tek o zaman bilirsin, sana kendini itiraf ettirir.
Aramızda bir yerde oturuyor. Bizimle yaşıyor gibi ama… Sorsan kimse gösteremez yerini. Efkarlı bir yerimiz var. Ne zaman ansak onun adını, ne zaman “Beyrut,” desek, oramız sızlıyor. Şimdi dön başa yeniden oku onu. Çünkü o biri bile değil ama aramızda en çok o yaşıyor."
- Ece Temelkuran, Muz Sesleri, sayfa 168-169-170-171-172-173-174
Where I want to be right now…